HSYK’nın Yargıtay ile işbirliği yaparak düzenlediği Hukuki Müzakere Toplantısı çerçevesinde İcra Hukukuna ilişkin konular tartışılmış olup tartışılan konular ve değerlendirmeler aşağıda yazılmıştır.
Konu 1  : İcra Mahkemelerinin Statüsü:

Değerlendirme ve Öneriler:

Mevcut sistemimiz de icra mahkemelerinin kararları kural olarak kesin hüküm teşkil etmemekte, dolayısı ile icra mahkemesinden sonra aynı konu genel mahkemelerin önüne gidebilmektedir. Bu durum ise gereksiz iş yüküne ve icra mahkemelerinin kararlarına yönelik olarak güvensizliğe yol açmaktadır. Bu nedenle icra mahkemelerinin statüsü ve görev alanı yasa ile yeniden belirlenmeli ve yeni bir İcra İflas Kanunu yapılması halinde icra mahkemelerinin yalnızca icra takip hukukuna ilişkin şikâyetleri inceleyen ve bu konuda verdikleri kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden mahkeme haline getirilmelidir. İtirazın kaldırılmasından vazgeçilerek itirazın iptali yolu benimsenmelidir.

Öte yandan uygulamada icra mahkemelerinden bahsedilirken “dar yetkili mahkeme” ifadesi kullanılmakta olup bu ifadenin icra mahkemelerinin statüsünü ve mahkemeye olan inancı zedelediği gibi vatandaşların adalet duygusunun tatmininde de olumsuz intibaı yola açtığı görüşü dile getirilmiştir.

Hâlbuki icra mahkemeleri de diğer mahkemeler gibi anayasal ve bağımsız mahkeme olup icra takip hukuku kurallarını uygulayarak önüne gelen itilafları sonuçlandırmaktadır. İİK’nun öngördüğü kurallara göre inceleme yapmaktadır. Bu durum onun dar yetkili olduğu anlamına gelmez. İİK’nun uygulaması konusunda her türlü yetkiye sahiptir.

Konu 2 Şikâyet:

Değerlendirme ve Öneriler:

Şikâyetin özelliği, yargılama usulü ve şikâyet süreleri üzerinde görüşmeler yapıldığı, Yargıtay uygulamaları değerlendirildi. Yapılan görüşmelerde özellikle, şikâyetin kabulü ya da reddi halinde yargılama giderleri ve vekâlet ücreti takdiri konusunda Yargıtay’ın en son uygulamalarında kabul edilen icra müdürünün kusurundan kaynaklanan ve karşı tarafa yüklenebilecek bir kusur bulunmaması ve yine karşı tarafın şikâyete karşı durmaması hallerinde aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücreti verilmemesi yönündeki görüşünün yerinde olduğu değerlendirildi.

Şikâyet süreleri tartışıldı. Özellikle süresiz şikâyet halleri konusundaki belirsizliğin uygulamada sıkıntılara yol açtığı dile getirildi. Bir kısım katılımcılar süresiz şikâyetin doğru olmadığını ve yapılacak yasal düzenlemede bütün şikayetlerin süreye bağlı kılınmasının doğru olacağını, ancak çoğunluk mevcut düzenlemenin yerinde olduğunu dile getirdi.

Şikâyet süresinin ıttıla yani işlemi öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı (İİK’nun 16.maddesine göre), süresiz şikâyet hallerinde de (İİK’nun 16/2 maddesine göre) en son dosyanın infazen işlemden kaldırılıncaya kadar olacağı belirtildi.

Yapılan açıklamalar ışığında, şikâyetin, doktrin ve Yargıtay uygulamasına göre kendisine has bir kanun yolu olup dava olmadığı konusunu belirtildi. İcra hukukunda amacın bir önce uyuşmazlığı sonuçlandırmak olup şikâyette de kural olarak evrak üzerinde inceleme yapılacağı açıklandı. Ancak hâkimin gerekli görmesi halinde duruşma açılacağı, duruşma açılıp taraflara tebligat yapılmasına rağmen taraflarca takip edilmemesi durumunda da HMK hükümleri uyarınca işlemden kaldırılmayacağı konuşuldu. Hâkimin taraflar gelmese İİK’nun 18.maddesi uyarınca gereken kararı vereceği anlatıldı. HMK’nın hükümleri şikâyetlerde icra takiplerinde ancak uygun düştüğü ölçüde uygulanır. HMK’nın her türlü kuralını uygulamak gerekmez. Ancak gereken masraf alınacak. Buna göre gider avansının alınıp alınmayacağı hususu tartışıldı. Sonuçta, gider avansının şikâyetlerde alınmasının gerekli olmadığı ancak taraflara tebliğ gibi gereken hususlarda masraf alınacağı belirtildi. Yargıtay’ın görüşünün de bu yönde olduğu açıklandı.

Şikâyette hasım durumu konuşuldu. Şikâyet dava olmadığından, karşı tarafın gösterilmemesi ya da yanlış gösterilmesi reddi gerektirmeyeceği, icra müdürünün hasım olarak gösterilemeyeceği, hangi tarafın hukuki durumunu etkiliyorsa o kişi hasım o gösterilmelidir. Karar da gösterilmezse karşı tarafın temyiz hakkı olduğundan kararın adı geçene tebliği gerektiği değerlendirildi.

Ayrıca şikâyette yargılama gideri ve dolayısıyla buna bağlı olarak vekâlet ücreti konusu da görüşüldü, uygulamada bu konudaki sıkıntılardan bahsedildi. Şikâyete konu işlemin münhasıran icra müdürlüğünün hatasından kaynaklanması halinde karşı tarafın avukatlık ücreti ve yargılama gideri ile sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı konuşuldu. Yargıtay’ın uygulamasının da bu yönde olduğu örnek içtihatlarla açıklandı (Y.12.Hukuk

Dairesi’nin 21.10.2010 tarih ve 2010/18540 E. ve 2010/30795 K., 09.05.2012 tarih ve 2011/29396 E., 2012/15964 K.sayılı içtihatları).

 

Konu 3 İcra Tebliğleri:

Değerlendirme ve Öneriler:

7201 sayılı Tebligat kanunun 21/2 ve 35. maddesinin uygulamasına ilişkin

Yargıtay uygulamaları ve katılımcıların bu uygulamalar hakkında görüşleri değerlendirildi.

Tebligat kanunun 21/2 maddesine göre bilinen adrese tebligat yapılamaması halinde muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresine doğrudan tebligat yapılmasının yasaya uygun olacağı görüşünde birleşildi. Ancak bir kısım katılımcılar adrese dayalı kayıt sistemindeki adrese normal bir tebligat çıkarıldıktan sonra ikinci tebligatın Tebligat Kanunun 21/2.maddesine göre yapılması gerektiğini savundular.

Yine Tebligat Kanunun 35. ve İİK’nun 21. ile 148/a maddeleri değerlendirildi.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasının İİK’nun 21 ve 148/a maddesinin özel hüküm olması nedeni ile icra tebliğlerinde dikkate alınması gerektiği ve buna göre ilamda, ilam hükmünde belgede ya da ipotek senedinde muhatabın adresinin bulunması durumunda bu adrese Tebligat Kanunun 35. maddesine göre tebligat yapılabileceği, ancak bunun için muhatabın adrese dayalı kayıt sisteminde kayıtlı bir adresinin bulunmaması gerektiği, muhatabın adrese dayalı kayıt sisteminde adresi yok ise daha önce usulüne uygun tebligat yapılmamış olsa bile borçlunun ilamda ve ilam hükmünde sayılan belgeler ile ipotek senedinde yazılı adresine tebligat kanunun 35.maddesine göre tebligat yapılması mümkün olduğu hususu katılımcılar görüş alışverişinde bulundular (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 02.07.2013 tarih ve 2013/17724 E., 2013/24697 K.sayılı içtihadı).

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre icra müdürünün kendiliğinden tebliğ işleminin usulsüzlüğünü nazara alamayacağı bunun ancak İİK’nun 16. maddesi uyarınca ilgilisince yasal sürede İcra Mahkemesine yapılacak bir şikayet üzerine değerlendirme konusu yapılabileceği dile getirildi (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 10.06.2008 tarih ve 2008/9161 E., 2008/11959 K.sayılı içtihadı).

Bir kısım katılımcılar bu uygulamanın doğru olmadığını, icra müdürünün tebliğ işleminin açık usulsüzlüğünü kendiliğinden gözetmesi gerektiğini savundular. Bunun dayanağı olarak da icra müdürünün tazminat sorumluluğuna gidilebileceği belirtildi.

 

Konu 4 Genel Haciz Yoluyla Takip:

Değerlendirme ve Öneriler:

Genel haciz yoluna ilişkin Yargıtay uygulamaları ve katılımcıların görüşleri karşılıklı müzakere edildi. Özellikle icra dairelerinin yetkisi üzerinde duruldu. HMK’nun yetkiye dair hükümlerin icra takiplerindeki uygulamalar tartışıldı.

Yargıtay’ın ihtiyati haciz kararını veren mahkemenin bulunduğu yer icra dairesinin icra takibi açısından yetkili olacağına ilişkin içtihatların değerlendirildi (Y.12 Hukuk Dairesi’nin 02/07/2013 ve 2013/16058 E., 2013/24710 K.sayılı içtihadı, Y.12 Hukuk Dairesi’nin 25.09.2012 tarih ve 2012/9242 E., 2012/28101 K.sayılı içtihatları gibi). Bir kısım katılımcılar farklı düşündüklerini dile getirdiler. Sonuç olarak bu konuda yasal boşluğun olup yapılacak bir düzenleme ile bu hususun açıklığa kavuşturulmasının doğru olacağı görüşünde birleşildi.

HMK’nın yetki sözleşmesine ilişkin 17.maddesinin yürürlük zamanına ilişkin Yargıtay’ın takip tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuatın uygulanacağına ilişkin içtihatları değerlendirildi. Bu konuda katılımcılarında aynı görüşü paylaştığı görüldü.

 

Konu 5 İcra Takibinde Taraf Değişikliği:

Değerlendirme ve Öneriler:

HMK’nun 124. maddesinin İcra takiplerinde de uygulanması gerektiği ve bu bağlamda kabul edilebilir maddi bir yanılgıya dayalı olarak yanlış kişi hakkında yapılan takibin taraf değişikliği yapılmak sureti ile doğru borçluya yöneltilmesinin mümkün olması gerektiği görüşüne varıldı. Örneğin ölü kişi hakkında yapılan takibin HMK’nun 124. maddesi uyarınca mirasçılara yöneltilmesi gibi.

 

Konu 6 Takip Talebinde Yabancı Para Alacağının Türk Parası Karşılığının Gösterilmemesi:

Değerlendirme ve Öneriler:

Türk Borçlar Kanununun 99/son maddesi uyarınca yabancı para alacağının aynen tahsilinin istenmesi mümkün olup katılımcıların büyük çoğunluğu bu düzenleme karşısında takip talebinde ve ödeme emrinde yabancı para alacağının Türk parası karşılığının gösterilmemesi halinde bu eksikliğin ödeme emrinde bulunması gereken diğer unsurlar gibi gidertilmesi mümkün bir eksiklik olup takibin ya da ödeme emri iptalinin gerektirmediği görüşüne varmışlardır. Ancak bir kısım katılımcılar Yargıtay’ın mevcut uygulamasının bir diğer ifade ile yabancı para alacağının Türk parası karşılığının takip talebinde ya da ödeme emrinde gösterilmesinin zorunlu olup aksi halin takibin ya da ödeme emrinin iptali neticesini doğuracağını savunmuşlardır. Yargıtay’ın uygulaması halen takibin veya ödeme emrinin iptali gerektiği yönünde olduğu da belirtildi (Y.12 Hukuk Dairesi’nin 2009/9726 Esas, 2009/12399 Esas sayılı içtihatları gibi).

 

Konu 7 6352 sayılı kanunun 11. maddesi ile İİK’nun 67. maddesine eklenen son fıkra tartışıldı.

Değerlendirme ve Öneriler:

Katılımcılar düzenlemenin muğlak olduğunu kastedilenin asıl alacak mı yoksa toplam alacak mı olduğu hususunun net olmadığını, bunun da uygulamada karışıklığa yol açacağını, bu düzenlemenin daha açık yapılması gerektiğini dile getirdiler.

Öte yandan İİK’nun 6352 sayılı yasa ile tazminatların %20 olarak değiştirilmesine ilişkin düzenlemenin ne zamandan itibaren uygulanacağı hususu tartışıldı.

Yargıtay’ın takip tarihini esas alacağına ilişkin uygulaması görüşüldü. Katılımcılar çoğunlukla uygulamanın yerinde olduğunu dile getirdiler.

 

Konu 8 İlamlı Takiplerde İtfa İtirazı:

Değerlendirme ve Öneriler:

İlamlı icra da itfa itirazının İİK’nun 33. maddede yazılı nitelikte bir belge ile ispatı zorunlu ise de; Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre borçlunun elinde İcra dairesinde veya İcra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş bir belge olmasa bile bir diğer anlatımla adi nitelikte bir belgeye dayalı olarak itfa itirazında bulunmuş olsa bile mahkemece itiraz doğrudan reddedilmemeli. Söz konusu belge alacaklıya gösterilerek beyanı alınmalı ve beyanına göre sonuca gidilmelidir. Pek tabii ki alacaklı isticvap edilmeyeceği gibi imzayı inkar etmesi halinde de imza incelemesi yapılmayacaktır.

Öte yandan madde de tazminat öngörülmediği halde kabul ya da reddi halinde tazminata hükmedilmeyecektir. Yüksek mahkemenin uygulamaları da bu yönde olduğu örnek içtihatlarla belirtilmiştir (Y.12 Hukuk Dairesi’nin 25.01.2007 tarih ve 2006/23448 E.2007/954 K.sayılı içtihadı gibi).

İcra takibinin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin ilamlı takipte itfa itirazında ise mutlaka İİK’nun 33/2 maddede yazılı nitelikte bir belge ile ispatlanmalıdır.

 

Konu 9 İcra Takiplerinde Faiz Uygulamaları:

Değerlendirme ve Öneriler:

Kıdem tazminatı alacağının tahsili için yapılan takiplerde faiz hesabına ilişkin Yargıtay’ın uygulaması tartışıldı. Uygulamada alacaklı taraf mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının bulabileceği bir yer olmadığından, genel olarak Merkez Bankasının internet sitesinde ilan ettiği bankalarca uygulanacağını bildirdiği azami faiz oranlarına ilişkin tablosuna bakarak hesaplama yaparak işlemiş faizin hesaplamakta ve işleyecek faiz oranı olarak da aynı oranın icra emri ile istediği, buna karşı borçlunun da buna itiraz ettiği belirtildi. Bunun infazı uzattığı, bu konuda icra mahkemelerinin önünde çok sayıda uyuşmazlığın bulunduğu katılımcılar tarafından dile getirildi. Bunun çözümü konusunda çeşitli görüşler belirtildi. Yasal düzenlemeye gidilmesi gerektiği görüşüne varıldı.

Uygulamada iş mahkemesi ilamlarında hükmedilen alacakların net mi brüt mü olduğu açık olmadığından infaz da tereddütlere ve gereksiz şikâyetlere yol açtığı vurgulandı. Bu nedenle iş mahkemeleri ilamlarında bu hususta özen gösterilmesinin aksi halde yasal düzenlemeye gidilmesinin doğru olacağı görüşüne varıldı.

Kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat alacaklarına da kamulaştırma alacakları gibi kararın kesinleştiği tarihten itibaren Anayasa 46/son maddesi uyarınca kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranlarının uygulanması yönündeki Yargıtay uygulaması değerlendirildi (Y.12 Hukuk Dairesi’nin 24.03.2011 tarih ve 2010/23700 E., 2011/5323 K.sayılı içtihadı gibi).

 

Konu 10 İlamlı Takipte Şikayet:

Değerlendirme ve Öneriler:

İlamlı takipte kural olarak şikâyetler İİK’nun 16/1 maddesi uyarınca 7 günlük süreye tabidir. Ancak İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca bir hakkın yerine getirmemesi ya da sebepsiz sürüncemede bırakılması halleri ile kamu düzenine aykırılık oluşturan hallerden şikâyet süresizdir.

Katılımcıların büyük çoğunluğu kamu düzeni kavramının muğlak olup Yargıtay uygulamalarının istikrar bulmasının doğru olacağını savunmuşlardır.

 

Konu 11 İlamların Yazılması:

Değerlendirme ve Öneriler:

Mahkeme ilamlarının hüküm fıkralarında muğlak ifadeler kullanıldığından ve hüküm fıkrasının HMK’nın hükümlerine uygun olmamasından dolayı infazda sıkıntılara yol açmaktadır. Bu durum ise icra mahkemelerinin önüne sık sık şikâyet yoluyla gelmekte olup ilamların gereği gibi infaz edilememesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle mahkeme ilamlarının HMK’nun 297. maddesi hükümlerine uygun olarak ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde yazılması konusunda gerekli özenin gösterilmesinin gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır.

 

Konu 12 İlamların Kesinleşmesi Hususu:

Değerlendirme ve Öneriler:

İlamların kural olarak kesinleşmeden icraya konmaları mümkündür. Bu durum ise daha sonra birçok şikâyete ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Böylelikle icra mahkemelerine ve dolayısı ile Yargıtay’a ciddi bir iş yükü oluşturmaktadır. Günümüzde özellikle yargıda yapılan ciddi çalışmalar neticesinde kanun yolunda geçen süreler oldukça kısalmış olduğundan ilamların kesinleşmesi için gereken süre oldukça az olduğundan bu bağlamda icraya konmaları için kesinleşmelerini aramanın son derece yerinde olacağı konusunda görüş birliğine varılmıştır.

Pek tabidir ki niteliğine göre bir kısım ilamların kesinleşmeden önce icraya konulması mümkün olmalıdır, (örneğin nafaka ilamları gibi)

 

Konu 13 İcra Kefaleti:

Değerlendirme ve Öneriler:

Kefalete ilişkin Türk Borçlar Kanununda yapılan yeni düzenlemeler tartışıldı.

İcra Kefaleti konusunda Yargıtay’ın uygulaması değerlendirildi. Yargıtay uygulamasına göre icra kefaletinin Türk Borçlar Kanununda öngörülen şekil şartlarına bir diğer ifadeyle genel işlem şartlarına uygun olup olmadığı hususu şikayet konusu yapılması halinde icra mahkemesince değerlendirme konusu yapılabileceği kabul edilmekte olup bu konuda görüş birliğine varıldı (Y.12 Hukuk Dairesi’nin 24/09/2013 ve 2013/19964 E.,2013/29651 K.sayılı içtihadı gibi).

Önemle vurgulamakta yarar var ki icra kefaletinin hile, tehdit, baskı ya da hata gibi nedenler ile geçersizliği iddiası ise ancak genel mahkemede ileri sürüleceğinden icra mahkemelerinde değerlendirme konusu yapılamayacaktır.

 

Konu 14 İcra’nın Geri Bırakılması Talepleri (İİK.M.71):

Değerlendirme ve Öneriler:

Bu konuda özellikle çeklerdeki zamanaşımı konusu konuşuldu. 03.02.2012 tarihinde TTK’’nda yapılan değişiklikle çeklerde zamanaşımı süresi 6 ayda 3 yıla çıkarılmış olup takibin kesinleşmesinden sonraki dönemdeki icranın geri bırakılma taleplerindeki sorunlar görüşüldü. Bu konudaki Yargıtay’ın uygulaması değerlendirildi. Yargıtay kararlarında çekin ibraz süresinin dolduğu tarih itibari ile yürürlükte olan yasa hükmünün uygulanacağı ve uygulamanın da bu yönde olduğu görüldü.

6762 Sayılı TTK’nun 726.maddesinde çek için düzenlenen zamanaşımı süresi 6 ay iken 03.02.2012 tarih ve 28193 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren 6273 Sayılı Kanunun 7. maddesiyle bu süre üç yıla çıkarılmıştır. Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nun 6273 sayılı kanunun 8.maddesi ile değişik 814. maddesine göre de çeklerde zamanaşımı süresi üç yıldır. Buna göre çek’in ibraz süresinin dolduğu tarihte 6 aylık zamanaşımına tabi ise her kesilmeden sonra yeniden 6 aylık süre başlayacaktır (Y.12 Hukuk Dairesi’nin 12/02/2013 tarih ve 2012/28131 E.,2013/3608 K., Y.12 Hukuk Dairesi’nin 19.03.2013 tarih ve 2013/1353 E., 2013/10054 K.sayılı içtihatları gibi).

 

Konu 15 Ev Eşyasının Haczi:

Değerlendirme ve Öneriler:

Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 12/04/2013 tarih ve 2013/6290-17702 sayılı kararı değerlendirildi. Buna göre ev eşyasının haczi konusunda katılımcılar fıkranın geniş yorumlanması gerektiği yönünde görüş birliğine vardılar ve Yargıtay’ın bu kararının maddenin ruhuna uygun olduğu konusunda birleştiler.

 

Konu 16 Belediye Mallarının Haczi:

Değerlendirme ve Öneriler:

Belediye mallarının haczine ilişkin Yargıtay uygulamaları değerlendirildi. Bu doğrultuda Yargıtay’ın haczedilen hesabın havuz hesabı olması halinde haczinin mümkün olduğu ve yine kamu hizmetinin yürütülmesi için gerekli olmayan mallarının haczedilebileceğine ilişkin içtihatları tartışıldı.

Katılımcıların tamamı Yargıtay’ın bu uygulamalarının yerinde olduğu konusunda görüş birliğine varmıştır.

 

Konu 17 Muhtemel Alacakların Haczi:

Değerlendirme ve Öneriler:

Muhtemel alacakların haczinin ancak haciz müzekkeresi ile yapılmasının doğru olup İİK’nun 89. maddesine göre haciz ihbarnamesi göndermek sureti ile haczedilmelerinin yasaya uygun olmayacağı düşünüldü.

 

Konu 18 Bir Kısım Hakların Haczi:

Değerlendirme ve Öneriler:

Son dönemde özel hastane ruhsatı, taksi plakası, dolmuş plakası, halk otobüsü plakası ve taksi durağı, dolmuş hattı, halk otobüsü hattı vb. gibi hakların haczi konusunda talepler ve şikâyetler olmaktadır. İİK’nun da bu gibi hakların haczi konusunda açıklık bulunmadığı gibi özel düzenlemelerde mevcut olmadığından bir diğer ifadeyle anılan haklar konusunda her hangi bir mevzuat hükmü bulunmadığından bu hakların haczi konusunda ve itilafların çözümünde tereddütler oluşmaktadır.

Bu tür hakların ciddi ekonomik değerlere sahip olması göz önünde bulundurulduğunda bunların haczinin önünün açılabilmesi için yasal düzenleme yapılarak bu tür hakların yasal statüye kavuşturulması ve bu şekilde haczedilip edilemeyeceği hususlarının net olarak ortaya konulmasının doğru olacağı düşünülmektedir.

 

Konu 19 İhale ve İhalenin Feshi Şikâyetleri:

Değerlendirme ve Öneriler:

6352 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonrası elektronik ortamda teklif usulü getirilmiştir. Buna göre şartnamelerin ve satış ilamlarının ayrıntılı olarak düzenlenmesi ilamda elektronik ortamda pey sürmenin başlayacağı tarihin ve internet adresinin belirtilmesinin gerektiği düşünüldü.

Öte yandan elektronik ortamda geçen sürecin denetimi konusunda sıkıntılar olduğu dile getirildi.

Yine İİK’nun 133. maddesine göre yapılacak ihalelere ilişkin masraf yönünden problemler çıkmakta olup dosyada masraf olmadığı için madde uygulanamaz hale gelmektedir. Bu konuda bir düzenleme yapılması gerekmektedir (örneğin masraf düşen satışta yatırılan teminattan karşılanabileceği gibi alacaklıdan satış talep anında peşin olarak alınabilir.).

İhalenin feshi talebi yönünden “tapudaki ilgili” kavramından ne anlaşılması gerektiği tartışıldı. Yargıtay uygulamasına göre tapuda lehine ayni hak şerhi ya da haczi bulunanlar tapudaki ilgili sıfatıyla ihalenin feshini talep edebilir. Öte yandan ayrıca tapu kaydında lehine aile konutu şerhi olanda bu kapsamda kabul edilmektedir. Ancak tapuda lehine “ihtiyati tedbir” şerhi olanlar Yargıtay içtihatlarına göre tapudaki ilgili sıfatının bulunmadığı kabul edilmektedir. Katılımcıların tamamı lehine ihtiyati tedbir şerhi olanın da tapuda ilgili sıfatıyla ihalenin feshi davası açabilmesi gerektiği konusunda birleşildi.

Konu 20 İcra Dairesine Yatırılan Paraların Nemalandırılması:

Değerlendirme ve Öneriler:

İcra İflas Kanunun 72. maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasında verilen icra kasasına giren paraların alacaklıya ödenmemesi yönündeki tedbir kararı nedeni ile kasada bekletilen paraların ve sıra cetveline itiraz veya şikayet nedeni ile tutulan paraların nemalandırılacağı konusunda bir düzenleme bulunmadığından hak kayıpları ortaya çıkmakta olup bu konuda yasal düzenleme yapılmasının uygun olacağı düşünüldü.

Konu 21 Sahtelik İddiası:

Değerlendirme ve Öneriler:

HMK’nun 209. maddesinin uygulamasına ilişkin Yargıtay’ın içtihatları tartışıldı. Uygulamada farklı görüşlerin olduğu görüldü. Bu maddenin lafzına göre yapılacak bir uygulamanın icra takip hukukunu işlemez haline getireceği özellikle kambiyo hukukunun bundan etkileneceği vurgulandı. Bu nedenle anılan madde ile ilgili yasal düzenleme yapılarak bu maddenin icra takiplerine etkisinin de düşünülerek sorunun çözümlenmesinin uygun olacağı görüşünde birleşildi.
Konu 22 Kambiyo Senetlerine Mahsus İcra Takipleri:

Değerlendirme ve Öneriler:

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte şikâyet borca itiraz ve imzaya itiraz konusunda güncel Yargıtay içtihatları ve katılımcıların görüşleri değerlendirildi.

İmzaya itirazın inceleme yöntemi ve ispat külfetinin alacaklı da olduğu hususu vurgulandı. Bilirkişi raporlarının nasıl olması gerektiği konusunda değerlendirmeler yapıldı.

Ayrıca İİK’nun 170/a-son maddesi üzerinde duruldu. Buna göre borcun kısmen ya da tamamen kabulü halinde takip dayanağı belgenin kambiyo senedi vasfında olmadığı ya da alacaklının takip hakkının bulunmadığı nedeni ile takibin iptaline karar verilemeyeceği hususları tartışıldı.


Bu yazıya puan vererek diğer yazılardan daha fazla yararlı olduğunu bize bildirebilirsiniz.
Yazılara verdiğiniz derecelendirmeler site yönetimi tarafından yararlılığı göz önüne alınarak ilgi odağı olarak görülmektedir. Eğer yararlı ise makale daha geniş araştırmalara ve değerlendirmelere tabi olur.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir